Yapay Sinir Ağları: Tarih ve Düşünceler

Bir konuda çalışmaya başlamadan önce benden önceki insanların neler yaptığından biraz bahsetmenin hem zararsız hem de oldukça zevkli olduğunu düşünüyorum. Burası sıkıcı tarih dersi gibi olmayacak. Çünkü tarih aslında bir bilimsel alanın nasıl bir hırs azim ve denge ile şekillendirildiğini gösteriyor. Bu da bir karınca sürüsünü izlemek kadar zevk verici bir süreç olabilir.

İnsanlığın daha doğrusu en büyük hedeflerinden biri kendisi gibi düşünebilen ancak kendisinden farklı olarak etten olmayan bir varlığı üretme çabasıdır. Ancak tabi ki bunu kıyafetlerinizi katlayıp, bulaşıklarınızı yıkayıp veya sizinle seks yapması için bir android üretmek için yapmıyorlar. Böyle bir makinenin peşine düşmenin yine kodlarımızdaki bir şifreden kaynaklandığına inanıyorum. Tıpkı Abis’in bahsettiği hikayede olduğu gibi merkezimizden gelen bir istek olduğuna inanıyorum.

Henüz çok küçükken babam bana insanın yaratılış süreci hakkında bilgiler verirdi. Bu bilgileri verirken dini değerlerimi çiğnemeden anlatmaya çalıştığını fark ederdim. Tüm aile oturur Darwin hakkında tartışırdık. Babam bir emekçi annem ise bir ev hanımıdır. Tartışmalar bazen çok alevlenir benim iyice evrim teorisini dinin önüne koyan ifadelerime karşı babam beni ikaz ederdi. Tam da o dönemde elime Isaac Asimov’un “Bilim ve Buluşlar Tarihi” kitabı geçmişti. Bu kitabı, haftada iki üç kere Teke Tek Bilim yüzünden evde başlayan hararetli tartışmalar sebebi ile değil sadece merak ettiğimden okumak istemiştim. Bu eserde insanlık tarihindeki kilometre taşlarını kronolojik bir sırayla (Tahmini tarihleri vererek…) anlatıyordu.

Çok güzel resimler ile kitap daha da renkli bir hale getirilmişti. Yerleşik hayata geçiş ve ilk tarım girişimleri hepsinden biraz biraz bahsediyordu. Şimdi bu kitabın yanına bir de Yuval Noah Harari’nin “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” kitabını da okuduğumu ve çok beğenmenin yanı sıra birazda tedirgin olduğumu belirtmek isterim. Neden mi? Bu kitapların ikisinde de bizim için çok önemli olduğunu düşündüğüm bir nokta var ki bu bizi bekleyen süreç hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayabilir. Olabildiğince basitleştirerek anlatıyorum fakat bu okurun zeka seviyesi sebebi ile değil benim anlatım kabiliyetimin sınırlarından dolayıdır. İnsanoğlu zamanında elinde mızrak ve mabadında yaprak ile elinden geldiğince avlanıyordu. Bu süreçte henüz rakip insansılar da sahada iken onlara karşı stratejiler üretiyor bazen dövüyor bazen seviyordu. Ancak bugünün insanından en büyük farkları et baskın bir beslenme planına sahip olmalarıydı. Bu karmaşık beyinleri o dönem için iyi beslemenin en iyi yolu buydu. Ancak sonra yerleşik hayata geçip kendi besinlerini üretme fikri meydana çıktı. Tarım devrimi düşünürler tarafından bir hesap hatası olarak değerlendiriliyor. Bunun nedenlerini ise şöyle açıklıyorlar:

  • İnsanlar tarım yapmaya karar verdiklerinde öncelikle bazı orman arazilerini yaktılar. Bu da istedikleri türü örneğin buğdayı baskın hale getirdi. Ancak diğer avlarının yaşam alanlarını da bozmuş oldular.
  • Tarımsal ürünler belli hasat süreçleri olan ve bir geyiği avlamaktan daha fazla tecrübe ve niteliğe sahip olunması koşulu ile elde edilen besinlerdi. Bu da avlanma çalışmalarına duraksama getirdi.
  • Evet, tarım sayesinde besin fazlalığı artmıştı. Ancak kalitesi düşmüştü.
  • Artan besinle beraber nüfus patlamaları yaşanmıştı. Bu da annelerin bebeklere sütünü yettirememesi anlamına geldi. Bu süreçte çok fazla çocuk ölümü yaşanıyordu. Bu toplumlarda doğan bebeklerin üçte birinin henüz 20 yaşına gelmeden öldüğü belirtiliyor.

Her ne olduysa insanoğlu mızrağı ve yaprağı ile aslan avladığı günlerden daha zor günler geçiriyordu. Üzücü kısım ise artık geri dönüşün olmayışıydı. Çünkü bugün hepimizin yaşadığı gibi onlar da alışmıştı. Bu süreç insanları fiziksel ve zihinsel açıdan çok etkilemişti. Peki ama insanlar neden bu yöntemle yaşamayı tercih etti? Neden daha zor bir hayat istediler? Belki de insanlar hayatlarını kolaylaştırmak için değil içlerinde henüz bilmedikleri bir yapının sebep olduğu bir çeşit dürtü sebebi ile bu yolu seçtiler.

Bugün yapay zeka ile aynı süreci yaşıyoruz. Tarım devrimi ile kaybettiğimiz çevikliğimizden sonra şimdi de beynimiz söz konusu değil mi? Yapay Zeka’lar bizim yerimize düşünür hale geldiler. Bizim yerimize fotoğraflar çekip bizim yerimize öneriler veriyorlar. Bizim yerimize araştırmalar yapıyorlar. Küçükten büyüğe hepimizi bir körelmeye daha sürüklüyorlar. Ancak burada benim amacım başka. Bu özel olup olmadığımızın araştırmasıdır.

Dediğim gibi bu aslında yeni bir teknoloji değil 1940 ile 1970 yılları arasında cybernetics olarak isimlendiriliyordu. 1980’den 2000’lere kadar ise connectionism olarak isimlendiriliyordu. Daha sonrasında ise deep learning yani derin öğrenme olarak isimlendirildi. Burada verilecek tarihi adımları bir yandan kendimde incelemek adına notlarımla beraber ilerleyeceğim.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir